Fenomen nedir? (Heidegger ve Kant)

.

“Fenomen” teriminin dayandığı Yunancadaki phoinomenon ifadesi “kendini gösterme”  anlamına gelen phainesthai fiilinden türemiştir. Dolayısıyla phoinomenon şu demektir: kendini gösteren, görünür olan, apaçık olan. Öte yandan phainesthai sözcüğü phaino‘nun (gün yüzüne çıkarma, aydınlığa taşıma) mediyal hali olup pha- köküne aittir (phos sözcüğündeki gibi: ışık, aydınlık yani içinde bir şeyin apaçık olabileceği, kendinde görünür olabileceği şey). O halde “fenomen” ifadesinin anlamı bakımından şunu tespit edebiliriz: kendini-kendinde-gösteren, apaçık olan.

Dolayısıyla phoinomena (“fenomenler”), gün ışığında bulunanların ya da aydınlığa taşınabilenlerin tümlüğüdür ki Yunanlılar bunu bazen basitçe ta onta (varolan) ile özdeşleştirmişlerdir. Varolanlar erişim minvallerine bağlı olarak kendilerini kendinde çeşitli tarzlarda gösterebilirler. Hatta varolanların kendilerini kendinde olmadıkları gibi gösterme olanağı bile bulunmaktadır. Bu gibi durumlarda varolanlar kendilerini “başka bir şey” gibi gösterirler ki bu tür kendini göstermelere görünüş denir. Ve dolayısıyla Yunancada bile phoinomenon (fenomen) tabiri başka bir şey gibi görünme, “yanılsama”, “görünüş” gibi anlamlara sahiptir. Örneğin phoinomenon agathon sözü, iyi gibi gözüküp de “gerçekte” kendini gösterdiği kadar iyi olmayan anlamına gelir. Fenomen kavramını daha iyi anlayabilmek için phoinomenon sözcüğünün iki anlamının (yani kendini gösteren olarak “fenomen” ile görünüş olarak “fenomen”in) yapısal olarak nasıl ilişki içinde bulunduklarını görmek gerekir. Bir şey sahip olduğu anlamı dolayısıyla kendini gösterme (yani fenomen olma) eğilimine sahipse kendini olmadığı gibi gösterebilme, “başka bir şey olarak görünme” olanağına da sahip olabilmektedir. Phoinomenon sözcüğü “görünüş” anlamında kullanıldığında bile sözcüğün asli anlamı (yani “apaçık olan” anlamındaki fenomen) baştan itibaren onda bulunmakta ve ikinci anlamı bunun üzerine temellenmektedir. Biz “fenomen” başlığını terminolojik bakımdan phoinomenon’un pozitif ve asli anlamında kullanıyor ve görünüş anlamından ayırarak onu fenomenin olumsuzlayan modifikasyonu olarak ele alıyoruz. Her iki terimin ifade ettiklerinin “tezahür” veya “salt tezahür” denilenlerle öncelikle hiçbir ilgisi yoktur.

Örneğin “hastalıkların tezahürlerinden” söz edilebilmektedir. Bununla denmek istenen şey bedenimizde kendini gösteren hadiselerdir. Bunlar, kendilerini bu veya şu şekilde göstererek, kendini kendisi olarak göstermeyene “delalet” ederler. Bu tür hadiselerin ortaya çıkışı yani kendilerini göstermeleri, kendilerini kendileri olarak göstermeyen bazı arazların mevcut-oluşuyla  el ele gitmektedir. Dolayısıyla “bir şeylerin” tezahürü anlamındaki tezahür, tam da şu anlama gelmemektedir: kendini göstermek. Aksine burada kendini göstermeyen bir şey, kendini gösteren bir şeyle kendini beyan etmektedir. Ancak burada ki “olumsuzluk” ifadesi, görünüşün yapısını belirleyen olumsuzlayıcı “değil” ile asla karıştırılmamalıdır. Tezahürdeki kendini-göstermeme minvalinden yoksun olan bir şey zaten herhangi bir görünüşe bürünemez. Her türlü bildirim, temsil, semptom ve semboller tezahürün yukarıda sunulan formel temel-yapısına sahiptir ama yine de kendi aralarında farklılık gösterir.

Her ne kadar “tezahür etme” bir fenomen anlamında kendini göstermek demek değilse ve öyle olmasa da, tezahür, bir şeyin kendini gösterebilme zemini üzerinde olanaklıdır. Fakat tezahür etmeyi olanaklı kılan söz konusu kendini gösterme, tezahür etmenin bizatihi kendisi değildir. Zira tezahür etme, bir şeyin kendini gösteren aracılığıyla kendini bildirmesidir. O halde “tezahür” sözcüğüyle, kendisi tezahür etmediği halde başka bir şeyin tezahür etmesini sağlayana işaret ettiğimizi söylediğimizde fenomen kavramını sınırlandırmış değil, varsaymış oluruz. Fakat burada varsayılan şey örtük kalmaktadır çünkü “tezahürün” bu belirlemesinde “tezahür etmek” ikili anlamda kullanılmaktadır. İçinde bir şeyin “tezahür ettiğini” söylemek, içinde bir şeyin kendini bildirmesi demektir, göstermesi değil. Diğer taraftan, “kendisi bir tezahür değildir” dendiğindeyse tezahür kendini gösterme demektir. Bu kendini gösterme içinde, içinde bir şeyin kendini bildirdiği “içindeliğe” özsel olarak aittir. Buna göre, fenomenler asla birer tezahür değildir. Oysa her tezahür fenomenlere muhtaçtır. Üstelik fenomen, henüz net olmayan bir “tezahür” kavramına başvurarak tanımlandığında her şey baş aşağı edilmiş olur. Böylesi bir zemin üzerinden giderek fenomenolojiyi “eleştirmek” ise oldukça tuhaf bir girişim olacaktır.

“Tezahür” ifadesinin kendisi de ikili bir anlama sahiptir: Bir yandan kendini göstermeme olarak kendini bildirme anlamındaki tezahür etme, diğer yandan ise bildirenin kendisi yani kendini gösterdiği halde kendini göstermeyen bir şey delalet etme. Ve son olarak tezahür etme ifadesi, kendini gösterme demek olan sahici anlamdaki fenomenlere ilişkin başlık olarak da kullanılabilir. Bu üç duruma da “tezahür” dendiğindeyse büyük bir karışıklığın ortaya çıkması kaçınılmazdır.

“Tezahür” ifadesinin bir başka anlama daha sahip olabilmesi bu karışıklığı daha da artırmaktadır. Çünkü eğer bildireni, kendini gösterirken apaçık olmayana delalet eden anlamında ele alırsak (ki o, kendisi apaçık olmayanda meydana çıkan, ondan yayılan ve kendisi apaçık olmayan, özü itibariyle asla apaçık olmayan olarak düşünülür), o zaman tezahür ortaya çıkarma veya ortaya çıkarılmış olan gibisinden bir şey demek olur ki bu da ortaya çıkaranın sahih varlığını, “salt tezahür” anlamındaki tezahürü ortaya çıkarmaz. Kendini bildiren, ortaya çıkarılmış olmaklığı sayesinde kendini gösteriyorsa da bunu, bildirdiği şeyi yayarak gerçekleştirdiğinden, o şeyi hep örtük bırakır. Öte yandan söz konusu üzerini örtücü kendini göstermeme, görünüş demek değildir. Oysa Kant tezahür terimini bu bağlantı içinde kullanmaktadır. Kant’a göre tezahürler “empirik görünün nesneleridir,” yani kendini onda gösterenlerdir. Bu kendini gösterenler (yani sahici asli anlamda fenomenler), kendini tezahürde saklayan şeylerin bildirerek yayılması anlamındaki” tezahürlerdir” aynı zamanda.

Eğer kendini gösteren aracılığıyla kendini bildirme anlamındaki “tezahür” için bir fenomen tesis edici nitelikteyse ama bu fenomen yoksunluk halinde olunca bir görünüşe dönüşüyorsa, o zaman tezahür de salt görünüşe dönüşebilir. Örneğin belirli aydınlatma koşulları altında birisinin yüzü kızarık görünebilir ve kendini gösteren bu kızarıklık ateşin mevcut olduğunu bildiriyor diye kabul edilebilir ve bu da organizmada bir arazın bulunduğuna delalet edebilir.

Fenomen yani kendini-kendinde-gösteren, bir şeyin müstesna bir karşılaşma minvalidir. Öte yandan tezahür ise varolanın  kendisinde var olan bir atıf ilişkisidir. Burada imleyen (bildiren), kendi işlev olanağını kendinde gösterdiği takdirde (yani “fenomen” olduğunda) kendini gerçekleştirebilir ancak. Dolayısıyla tezahür ile görünüş çeşitli tarzlarda bizzat fenomen üzerine temellenmektedir. Fenomen, görünüş, tezahür ve salt tezahür gibi başlıklarla ifade edilen “fenomenlerin” kafa karıştırıcı çokluğunu düzene sokabilmek için daha ilk baştan itibaren fenomen kavramını şöyle anlamak gerekecektir: kendini-kendinde-gösteren.

Fenomen kavramının bu versiyonunda hangi varolana fenomen dendiği ortaya konulmamışsa, ayrıca bizatihi kendini gösterenin bir varolan mı yoksa varolanın varlık karakteri mi olduğu açıklığa kavuşturulmamışsa, o zaman burada yalnızca formel bir fenomen kavramı elde edilmiş olur. Ancak kendini göstereni, Kant’ın ele aldığı anlamda empirik görü yoluyla erişilebilir bir varolan olarak anlarsak, o zaman formel fenomen kavramını haklı bir kullanıma kavuşturmuş oluruz. Fenomen kavramını bu şekilde kullanmak, alelade fenomen kavramını uygulamak demektir. Oysa bu alelade fenomen kavramı fenomenolojik anlamdaki fenomen kavramı değildir. Fenomenolojik anlamda fenomen olarak kavranılanı, Kant’ın çizdiği problem ufku içinde (başka farkları göz ardı ederek) şu şekilde göstermek mümkündür: Alelade anlamıyla fenomen demek olan tezahürlerde hep öncel ve refakat edici olarak (fakat tematik olmaksızın) kendini zaten gösterenler, kendini tematik olarak gösterme haline dönüştürülebilir. İşte bu kendini-böylece-kendinde-gösterenler (“görü formları”) fenomenolojinin fenomenleridir. Çünkü açıkçası uzay ve zaman kendini böyle gösterebilmelidir. Yani onlar birer fenomen olabilmelidir. Zira Kant, konuşal temele dayalı transendental bir ifade ortaya koyarken bunu, uzay için belirli bir düzenin a priori içinde olmaklığı diyerek savunmaktadır.

Şimdi, eğer fenomenolojik fenomenoloji kavramı genel olarak anlaşılacaksa (ve kendini gösterenin ayrıntılı belirleniminin ne olduğu göz ardı edilecek olursa), formel fenomen kavramının anlamını idrak etmek ve alelade anlamıyla onu haklı biçimde uygulamak kaçınılmaz önkoşul olacaktır. -Fenomenolojinin önkavramını sabitlemeden önce, esasen fenomenolojinin nasıl fenomenlerin “bilimi” olabildiğinin açık hale gelebilmesi için logos‘un anlam sınırlarını belirlemek gerekecektir.

Kaynak:  M. Heidegger-  Varlık ve Zaman S. 56. Çeviren: K.Ökten / Alfa Yay. 1. B. Ekim 2018

Reklamlar