Heidegger’de “Dasein” Kavramının Temelleri

Daseın

Ricreur 1983-1985 yılları arasında yayımladığı Zaman ve Anlatı’nın daha önceki ciltlerinde olduğu gibi bu son cildinde de Heidegger terminolojisinin en önemli ögelerinden bir olan Almanca Dasein sözcüğünü Fransızca etre-la ifadesiyle karşılıyor. Heidegger’in Varlık ve Zaman başlıklı eseri öncesinde ve sonrasında yaptığı çalışmalar Fransızcaya daha önce çevrilmiş ve bu çevirilerde Dasein sözcüğü Fransızcada yer almayan bir ifadeyle, etre-la veya realite humaine ifadesiyle karşılanmıştır. Emmanuel Martineau’nun ve François Vezin’in birbirine çok yakın tarihlerde (1985 ve 1986) gerçekleştirdikleri ve yayımladıkları Varlık ve Zaman’ın iki farklı Fransızca çevirisinde ise Dasein sözcüğü çevrilmeden Almanca metindeki orijinal biçimiyle kullanılır.

Çağdaş felsefenin bu önemli eserini özenli bir çalışmayla Türkçeye kazandıran Kaan H. Ökten‘in de aynı yaklaşımı benimsediği görülmektedir. Bu iki Fransızca çeviriden sonra Heidegger düşüncesi hakkında yayımlanan yorumlarda ve araştırmalarda Dasein sözcüğünün çevrilmeden kullanılması kural haline gelmiştir. Vezin’in Dasein sözcüğü hakkında çevirisinin sonuna eklediği metinde dile getirdiği dileğin bugün büyük ölçüde gerçekleştiği, Dasein sözcüğünün Yunanca logos ve Baudelaire’in sıkça kullandığı İngilizce spleen sözcükleri gibi Fransızca sözcük dağarcığına katıldığı söylenebilir. Vezin bu sözcüğü çevirmeden kullanışını özetle şöyle gerekçelendirir. Gündelik dilde de sıkça kullanılan bir fiilin, dasein (mevcut olmak) fiilinin isimleştirilmiş hali olan Dasein sözcüğü 17. yüzyılda ortaya çıkmış ve Latince existentia sözcüğünün karşılığı olarak kullanılışı 18. yüzyılda özellikle felsefi çalışmalarda yaygınlaşmıştır. Aynı anlamı taşıyan Existenz sözcüğü de aynı dönemde ortaya çıkar, ancak Dasein sözcüğü kadar yaygınlaşmaz. Kant Almanca kaleme aldığı 1763 tarihli Dereinzig mögliche Beweisgrund zu einer Demorıstration des Daseins Gottes başlığını taşıyan denemesinde Descartes’ın 1641 tarihli Metafizik Meditasyonlar başlıklı eserinde yer alan existentia Dei (tanrının varoluşu) ifadesine karşılık gelecek şekilde Dasein Gottes ifadesini kullanır. Dolayısıyla sözcüğün kökenini Skolastik düşüncede bulduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.       Ricreur 1983-1985 yılları arasında yayımladığı Zaman ve Anlatı’nın daha önceki ciltlerinde olduğu gibi bu son cildinde de Heidegger terminolojisinin en önemli ögelerinden bir olan Almanca Dasein sözcüğünü Fransızca etre-la ifadesiyle karşılıyor. Heidegger’in Varlık ve Zaman başlıklı eseri öncesinde ve sonrasında yaptığı çalışmalar Fransızcaya daha önce çevrilmiş ve bu çevirilerde Dasein sözcüğü Fransızcada yer almayan bir ifadeyle, etre-la veya realite humaine ifadesiyle karşılanmıştır. Emmanuel Martineau’nun ve François Vezin’in birbirine çok yakın tarihlerde (1985 ve 1986) gerçekleştirdikleri ve yayımladıkları Varlık ve Zaman’ın iki farklı Fransızca çevirisinde ise Dasein sözcüğü çevrilmeden Almanca metindeki orijinal biçimiyle kullanılır.

Dasein sözcüğü 19. yüzyıldan itibaren ise yaşam anlamını taşıyacak şekilde kullanılmaya başlar. Vezin bu anlamdaki kullanıma örnek olarak Darwin’in ünlü “yaşam için mücadele” ifadesinin Almancaya Kampf ums Dasein olarak çevrilişini gösterir. Bu kullanım 20. yüzyılda etkili olmaya başlayan Dilthey’in “yaşam felsefesi” ve aynı dönemde eserleri Ernst Hirsch tarafından Almancaya çevrilen Kierkegaard’ın “varoluş felsefesi” ile birlikte daha da yaygınlık kazanır.

Heidegger de Dasein sözcüğünü Varlık ve Zaman’ın belirli bölümlerinde yaşamı ve varoluşu birbiriyle ilintilendiren, ikisi arasındaki farkları göz ardı eden bir anlamda kullanır; ancak bu kullanım çok nadirdir ve düşünürün asıl niyetini ve anlayışını yansıtmaz. Heidegger Varlık ve Zaman’ da ve bu eseri önceleyen çalışmalarında Dasein sözcüğünü ve dolayısıyla Existenz sözcüğünü mevcudiyet düşüncesine vurgu yapan geleneksel anlamından soyutlar ve sözcüğe Vezin’e göre yeni, hatta devrimci bir anlam yükler. Heidegger düşüncesinde Dasein ve Existenz artık eşanlamlı iki sözcük olmaktan çıkar.

Dasein varoluşu veya mevcut olmayı değil, varolanlardan birini adlandırmak için kullanılmaya başlar. Existenz ise Heidegger’e göre Dasein’a yani her seferinde kendisi olduğumuz varolana özgü varlık tarzını, olma biçimini adlandırır. Heidegger’in Varlık ve Zaman, § 4’te açıkça belirttiği gibi Dasein kendisine özgü varlık tarzı karşısında, bir başka deyişle Existenz karşısında edilgen değildir, aksine ona yönelik davranışta bulunabilir ve ona ilişkin bir tutum alabilir. Dasein varlığında bu varlığı mesele eden tek varolan olmasıyla, bir başka deyişle varlığıyla ilişki içinde olmak, hatta kendisi dışındaki varolanların varlığını da anlamak ve dolayısıyla genel olarak varlığın anlamını kuramsal bir çaba öncesinde her zaman bir biçimde anlamak varlığının temel belirlenimi olmasıyla diğer varolanlardan ayrılır. Kısacası Dasein ontolojik tek varolandır.

Heidegger Dasein’ın kendisini içine atılmış bulduğu veya seçtiği bir olanaklar bütünü olarak tanımladığı varoluş karşısında sergilediği davranışlara, tutumlara, kararlara ve seçimlere ilişkin yapılacak sorgulamaları ve çözümlemeleri ontik veya egzistansiyel olarak nitelendirir. Bu anlamda Dilthey’in yaşam felsefesi,  Kierkegaard’ın ve Jaspers’in varoluş felsefeleri egzistansiyel düzeyde kalan sorgulamalardan oluşur. Heidegger’in Existentialitat olarak adlandırdığı varoluşu oluşturan temel a priori yapıların aydınlığa kavuşturulması ise en önemli ontik olanaklarından biri soru sormak olan Dasein’ın ontolojik, bir başka deyişle egzistansiyal düzeyde sorgulamasını ve çözümlemesini gerektirir. Dasein’ın egzistansiyal analitiğinde Dasein varlıkla ilişkisinden hareketle kendi varlığı yönünde sorgulanırken dünyada-olmak, ölüme doğru-olmak, angst, açıklık, kaygı, çağrı, karar gibi bir dizi egzistansiyal fenomen ve bu fenomenlerin birbirleriyle ilişkisi ortaya konur. Ricoeur‘ün Zaman ve Anlatı’da Heidegger’in yürüttüğü sorgulamada bu iki düzeyin, egzistansiyel ve egzistansiyal sorgulama düzeylerinin sıkça iç içe geçtiğini, birbirinden ayrılamaz hale geldiğini ileri sürdüğünü ve bu savını Varlık ve Zaman’dan aldığı örneklerle kanıtlamaya çalıştığını gözlemliyoruz. Aslında Ricreur Dasein analitiğinin kavramsal tutarlılığını sınamaya tabi tutarken, açıkça dile getirmese de, Heidegger’in temel ontoloji adını verdiği projeyi, bir başka deyişle Varlık ve Zaman’da sergilendiği şekliyle varlık düşüncesinin gerekliliğini ve olanağını zaman sorusundan hareketle yeniden tartışmaya açmaktadır.

 Öte yandan vurgulanması gereken bir diğer önemli nokta Heidegger’in Dasein‘ın diğer varolanlarla farkını ve ontolojik ayrıcalığını, öncelliğini daha açık bir biçimde ortaya koymak ve olası yanlış anlaşılmaları önlemek amacıyla Dasein dışındaki diğer varolanların varlık tarzını belirtmek için Vorhandenheit (orada karşıda olan) ve Zuhandenheit (el atında olan, kullanıma hazır durumda bulunan) ifadelerini kullanmasıdır. Aristoteles’in Metafizik’inin tartışmalı bir yorumunu temel alan Skolastik düşünceden başlayarak Kant‘a kadar uzanan dönemde felsefe varlık sorusunu ve dolayısıyla varolanlar arasındaki ontolojik farklılığı ıskalaması nedeniyle varolanların tümünü Vorhandenheit ve/veya Zuhandenheit kategorileri çerçevesinde belirlemiştir. Bir başka deyişle geleneksel metafizikte tüm varolanların varlığı, insan (anthropos, homo) ve yaşam da dahil olmak üzere, şimdiki zamanı temel alan bir zamansallık anlayışından hareketle “orada karşıda olan” ya da “mevcut olan” anlamında yorumlanmıştır. Varlığın mevcudiyet olarak anlaşılmasının olanağı yine Dasein’ın varlığında temellenir. Heidegger Dasein’ın varlığını, var olma biçimini, yani varoluşu gündelik hayatta öncelikle ve sıklıkla kendisini meşgul eden diğer varolanların var olma biçiminden hareketle anladığını ve hatta diğer varolanların var olma biçimiyle özdeşleştirdiğini ileri sürer. Bu yanlış anlamanın temelinde Dasein’ın varlığının anlamını (Sorge, Kaygı) her seferinde varlığa açıklığı -ki Dasein sözcüğünde yer alan Da aslında burası veya şurası gibi bir yere değil bu varlığa açık oluşa işaret eder-, bir başka deyişle varlığı özgün bir biçimde anlıyor olması, ancak bu anlayışın beraberinde getirdiği ağır yükten, yükümlülükten, sorumluluktan, kısacası kendisinden kaçıyor oluşu yer alır.

Dasein her zaman hakikatte olduğu için hakikatten kaçabilir ve hakikat olmayana düşebilir. Ancak olgusal bağlamda Dasein’ın hiçbir şekilde kaçınamayacağı bu hakikat olmayana düşme halinin Dasein’ın varlığının temel bir yapısı olarak yorumlanması gündelik hayatı, etiği, siyaseti, bilimi, kanıyı, inancı, hatta metafiziği küçümseyen veya bunlara tepeden bakan elitist bir yaklaşım olarak nitelendirmek yanlış olacaktır. Dasein analitiği tam aksine tüm bu kuramsal ve pratik etkinliklerin ontolojik düzlemde olanaklılık koşulunu ortaya koymayı hedefler. Kaldı ki Heidegger varlıkla özgün bir ilişkinin sadece ve sadece Varlık ve Zaman’da geliştirdiği düşünceyle kurulabileceğini hiçbir yerde iddia etmemiştir. Hölderlin’in şiirleri hakkında verdiği derslerde, Trakl’ın şiirleri hakkında yaptığı yorumlarda ve Sanal Eserinin Kökeni başlıklı çalışmasında Van Gogh’un bir çift eskimiş ayakkabıyı resmettiği tablosunu incelerken varlığa açıklığın, varlıkla ilişkinin farklı özgün biçimlerini ortaya koymaya çalışır.

Heidegger Varlık ve Zaman’da varlığın anlamı sorusunu aydınlatmayı amaçlayan ve Temel Ontoloji adını verdiği soruşturma çerçevesinde Dasein ve Existenz sözcüklerine yüklediği yukarıda açıklamaya çalıştığımız yeni anlamlarla düşünceyi geleneksel metafizikten, yani kendi ifadesiyle geleneksel onto-teolojiden radikal bir biçimde koparmaya çalışır. Yine yukarıda belirtilen gerekçeler ışığında, “orada-karşıda-olan” (Vorhandenheit) ve “orada-olmak” (Dasein) ifadelerinin karışıklığa yol açabileceği olasılığını göz önüne alarak, Dasein sözcüğünü çevirmeden kullanmayı, existentiel ve existential terimlerini ise existential terimine Türkçede bir karşılık bulma güçlüğünden dolayı egzistansiyel ve egzistansiyal olarak çevirmeyi tercih ettik. (ç. n.).

Kaynak:  Paul Ricoeur – Zaman ve Anlatı 4. Kitabı – Yapı Kredi Yay. Çeviren: U. Öksüzan ve A. Altınörs (Bloğumdaki yazı sayfa 101 de başlayan dipnotlardan alınmıştır.)